Mescid‑i Aksa’yı ilk defa Zeytin Dağı’ndan seyrettim, bir akşam vakti. Zeytin Dağı’nın tarih kokan binalarının arasında, üç dinin mabetlerine selam çakarak ilerleyen bir yürüyüşün sonunda bu ilk bakış bana tarih dışı bir tecrübe gibi gelmişti. Aksa’nın gerçek manasını gördüğümü zannetmiştim…

Kudüs İbrani Üniversitesi Osmanlı döneminin Kudüs Şehri olan ve şimdilerde Eski Şehir diye adlandırılan şehir duvarları içindeki bir kilometrekarelik alanı Kuzeydoğu’dan seyreden bir tepenin üzerindeydi. Tepe şehri seyretmek için en güzel mekan olduğundan Gözlem Tepesi (Mount Scopus, Har HaTzofim) adını almıştı. Gözlem Tepesi geleneksel olarak Zeytin Dağı diye bilinen üç tepenin ortada olanıydı. Eski Şehri doğudan seyreden kısmı hala Zeytin Dağı diye biliniyordu. Batıdaki tepe ise Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Fransız Tepesi adını almıştı. 

Eski Ahit’i biraz olsun okuyan herkes İbrani milletinin isimlerle oynamaya ne kadar düşkün olduğunu bilir. Tevrat’ın sayfaları mekanların ve insanların neden anıldıkları ismi aldıklarını anlatan fantastik hikayelerle doludur. Fransız Tepesi’nin isminin de şehrin son yüzyılda yaşadığı çalkantıların yerel diller üzerindeki etkisini gözler önüne seren bir hikayesi var. Anlatıldığına göre Birinci Dünya Savaşı sırasında küçük bir Arap köyü olan Zeytin Dağı’nın bu batı kolunu, başında Frank adında bir yüzbaşının bulunduğu bir İngiliz birliği ele geçirmişti. General Allenby şehri tepeden seyreden bu stratejik tepeyi ele geçiren Yüzbaşı’yı ödüllendirmek için tepeye Frank Tepesi adını vermişti. Arapça’da Frenk, Fransız anlamına geldiğinden Ürdün egemenliği döneminde tepenin adı el-Tell el-Fransâvî (Fransız Tepesi) şekline döndü. Tavuk çevirmenin, Chicken Translation diye tercüme edilmesine benzeyen bir hataydı bu işin doğrusu. Ama 1967’de Doğu Kudüs’ün tamamını ele geçiren İsrailliler tepenin orijinal adı yerine Araplar arasında benimsenmiş olan adını İbranice’ye çevirmiş veisim Giv’a Tzarfatit şeklini almış. Daha sonraki dönemde tepenin adı tekrar İngilizce’yeçevrilmiş ve bu kez French Hill’e dönüşmüş. Kudüs şairi Yehuda Amichai’nin şehrin her el değiştirdiğinde isim değiştirmesinden esinlenerek yazdığı ‘Şehir isimleri arasında saklambaç oynamakta’ satırıyla başlayan şiiri Filistin’deki pekçok mekan gibi Fransız Tepesi için de geçerliydi. 

Ortadaki iki kubbeden altın olanı açılmış koca bir göz gibi bakıyor, daha güneydeki Aksa Camii’nin küçükçe kurşuni kubbesi de kapanmış bir gözü andırıyordu. Güzeller güzeli Aksa, duvağını kaldırmış, bana göz kırpıyordu.

Zeytin Dağı ismi bir istisnaydı. İsmini olaylardan değil, doğasından almıştı. Üçbin yıldır zeytin ağaçlarının yetiştiği tepe Eski Ahit’e de Yeni Ahit’e de bu adla girmiş, hatta bir yoruma göre Vettîni Vezzeytûnî [İncire ve zeytine yemin olsun...(Tîn 95:1)] ayetinde de işariolarak yer almıştı. Yahudiler için Zeytin Dağı ikibin yıl önce Rabb’in ‘sekine’sinin (Onlar Şehina derler) Beni İsrail’i terk ettiği ve zamanın sonunda Mesih’le birlikte geri döneceği tepeydi. Hıristiyanlar Hz. İsa’nın oradan göğe yükseldiğine ve zamanı geldiğinde yine oraya ineceğine inanıyorlardı. Bu inançların Müslümancası yoktur. Ama alternatif bir iddia olmadığı için Hz. İsa’nın göğe yükseldiği şeklindeki inanç tepeye karşı kültürel bir saygının oluşmasına yol açmıştır. Benim için tepenin tartışılabilir dini değerinden çok tartışma götürmez tarihi değeri önemliydi. 

Zeytin Dağı’nın Gözlem Tepesi ile birleştiği noktada Augusto Victoria adında bir Alman Hastanesi bulunur. Alman Kayzeri II. Wilhelm’in eşinin adını taşıyan hastane Birinci Dünya Savaşı sırasında şehirde üstlenmiş olan Osmanlı Dördüncü Ordusu’nun karargahı olmuştu. Ordunun başında bulunan Cemal Paşa Kudüs’te geçirdiği iki buçuk yılını bu karargahtageçirmiş, Kudüs’ü hastanenin altmış metre (Kule 1927’de bir depremde hasar görünce boyu kısaltılmıştır. Bugün giderseniz ancak 50 metre yüksekliğinde bir kule görürsünüz) yüksekliğindeki çan kulesinden seyretmişti. Bir tarafta Kudüs’ü, diğer tarafta Ölü Deniz’e kadar uzanan Yuda Çölü’nü seyreden bu kuleye sık sık tırmanan bir başka isim Cemal Paşa’nın katipliğini yapan Falih Rıfkı Atay’dı. 

“Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lüt denizine ve Gerek dağlarına bakıyordum. Daha ötede, Kızıldeniz’in bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağı Lübnan var; Suriye var; bir yandan Süveyş Kanalı’na, öbür yandan Basra Körfezi’ne kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bizim bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum.” Falih Rıfkı’nın Zeytindağı isimli eserinde kaydettiği bu ifadeler, Auguste Victoria’nın kulesinden çevreyi seyreden her Türk’ün aklından geçecek düşüncelerin kelimelere dökülmüş halinden ibaretti.

Kudüs’te yaşayıp da şehri Cemal Paşa’nın ve Falih Rıfkı’nın seyrettiği yerden seyretmemek olmazdı. İbrani Üniversitesi’ne ilk geldiğim gün katıldığım güvenlik eğitiminde duyduğum bütün uyarılara karşın Kudüs’te ziyaret ettiğim ilk yer burası oldu. Zeytin Dağı’nın insanı kendisine çağıran gizemli bir daveti vardır. Augusto Victoria’ya kadar gidip Zeytin Dağı’nın daha güneyden seslenip, ‘Bana gel! Şehri bir de benden, bir zamanlar Hz. İsa’nın seyrettiği yerden izle!’ diyen çağrısına boyun eğmemek hemen hemen imkansız gibidir. 

Augusto Victoria’dan Zeytin Dağı’nın en güneyinde, Silvan Köyü’nün hemen üstündeki gözlem noktasına kadar süren onbeş dakikalık bir yürüyüşe yüzlerce yıl sıkışmıştır. Şehirdeki en büyük Arap hastanesi olan Makasıt size son elli yılın acı hikayesini anlatır. Orada gücünüzü kaybetmemişseniz ve müezzinin davetine riayet edecek kadar camilerin sükunetini özlemişseniz kendinizi Selman-ı Farisî Hazretlerinin makamında bulabilirsiniz. Bu büyük sahabinin makamına ev sahipliği yapan caminin hemen arkasında muazzam kulesine rağmen küçücük binasıyla Rus kilisesi çeker dikkatinizi. Benim gibi bir rehber kitap ile geziniyorsanız bu kilisenin Hz. İsa göklere yükselirken Hz. Meryem’in durup evladının semalara çekilişini izlediğine inanılan noktada kurulduğunu öğrenirsiniz. Rusların yaptırdığı bu devasa kulenin de Hz. İsa’nın yeryüzüne inişine bir tür ‘hoşamedi’ olarak planlandığını, II. Willhelm’in Augusto Victoria’daki kuleyi buna alternatif olarak yaptırmış olduğunu da okuyup gülümseyebilirsiniz. 

Zeytin Dağı öylesine tarih dolu, ve fakat öylesine tarih üstüdür ki inancınızın şekli ve gücüne göre Hz. İsa’nın talebelerine meşhur duasını öğrettiği mekana kurulmuş Pater Nosterkilisesinde, veya göklere yükselirken ayak izini bıraktığı yere yapılmış Yükseliş Mabedi ve yanı başındaki Rabiatü’l-Adeviyye’nin kabrinde, veya gözlem noktasının hemen altındaki üçbin yıllık Yahudi mezarlığında kendinizi Rabbinizle baş başa bulur ve duaların en güzellerinin kitaplarda değil, kalplerimizin derinliklerinde saklı olduğunun farkına varırsınız. 

Zeytin Dağı’nın üç bin yıllık tarihi boyunca biriktirdiği mirası bir günde bitirebilecek durumda değildim. Gözlem noktasından gelen çağrı her adımda güçleniyordu. Mescid-i Aksa sağ tarafımda bütün güzelliğiyle kendisini sergiliyordu, ama ben güzel bir kadının gözlerinde kendini kaybetmeye hazır aşığın bakışlarını o güzelin kaşlarından dahi kaçıran çekingenliğini yaşıyordum. Peygamberler yatağı Aksa, Mirac’a yükselenlerin binek taşı Aksa orada duruyor, ama ben yanlışlıkla bu güzele en güzel göründüğü tarafından bakmazsam o güzelliğin hakkını veremeyeceğimden endişe ediyordum. Akşam güneşi yeni şehrin arkasında kaybolurken güzeller güzeli Aksa yanaklarına allıklar sürüyor ve kendisini milyonlarca aşığından birine daha göstermeye hazırlanıyordu. 

Öylesine ete ve cana bulanmıştı ki Aksa... Akşam allıkları öylesine yakışmıştı ki yanaklarına... Başının üzerine attığı yeni şehir şalının karanlık çehresini dahi affettiriyordu bu güzellik. Zeliha’nın ‘heyte lek’inden [Hz. Yusuf’a yaptığı ‘işte seninim’ çağrısı] bile daha güçlü bir sesle çağırıyordu. Hafız Abdüssamed Yusuf Suresi’ni okurken bu ifadeyi, herhalde Zeliha’nın önce amirane, sonra rica ile ve nihayet yalvararak söylediğini varsayarak tekrar tekrar okur: Heyte lek! Hîte lek! Hi’tu lek! (Yusuf 12:23)

Gözlerim Aksa’nın minarelerinde, kubbelerinde, şadırvanlarında dolaşırken karanlıkta kaybolmaya başlayan güzel daha bir yalvararak sesleniyordu: ‘İşte seninim! Bak bana! Beni seyret! İbrahim’in bana geldiği tepeden, İsa’nın beni seyredip ağladığı yerden, Muhammed’in (Aleyhimüsselam) Burak’ın sırtında aştığı zeytinliklerin arkasından bak bana!’ 

Namaz vakti girmek üzereydi. Rabiatü’l-Adeviye’ye dönüp, namazı onun atmosferinde kılmak lazım diye düşündüm. Aksa’nın minarelerinden yükselen ezan sesi tuttu beni. ‘Dur hele’ dedi Aksa. ‘Bakmak yetmez. Duymak da lazım!’ Müezzinin ‘Haydi namaza... Haydi kurtuluşa...’ seslenişi kulağıma ‘Haydi Aksa’ya’ diye geliyordu. ‘Namaz onda... Kurtuluş onda... Haydi Aksa’ya!’ Müezzin son tekbirini getirdiğinde beklemediğim birşey oldu. Aksa’nın gece ışıklandırmaları açılıverdi birden. Bir müddettir alacakaranlıkta kaybolmaya başlamış güzel perdelerini açtı birden. Ortadaki iki kubbeden altın olanı açılmış koca bir göz gibi bakıyor, daha güneydeki Aksa Camii’nin küçükçe kurşuni kubbesi de kapanmış bir gözü andırıyordu. Güzeller güzeli Aksa, duvağını kaldırmış, bana göz kırpıyordu. 

Geç olmuştu. Yarından geçi yok Aksa’ya gitmek, o güzelin kollarına kendimi atmak lazımdı. ‘Yarın geleceğim!’ diyerek ayrıldım gözlem noktasından. Ben ayrılırken Aksa kendisini ziyarete gelmiş yüzlerce musalliye huşunun ve huzurun en güzelini sunuyordu. İmam ‘İyyâkena’büdü ve iyyâke neste’în’ [Yanlız Sana kulluk eder, yanlız Senden yardım dileriz] derken Aksa da aynı kulluk ilanına eşlik ediyordu adeta. ‘Yanlız Allah’a kulluk edenleri isterim. Yanlız Allah’tan yardım isteyenlere gösteririm güzelliklerimi...’

İmamın Aksa’nın revaklarında yankılanan yanık sesi beni Fatiha’nın büyülü dünyasından bir başka aleme kaydırdı. Rabiatü’l-Adeviyye’ye gidene kadar Feyruz birkaç kez Zehretü’l-Medayin’i fısıldadı kulağıma:

“Şehirlerin çiçeği ey Kudüs!

“Senin içindir, ey niyazlar şehri, dualarım

“Senin için ey meskenlerin güzeli, ey şehirlerin çiçeği

“Ey Kudüs, ey şehirlerin çiçeği, dualarım senin için

“Gözlerimiz her gün sana yolculuk ediyor

“Geziyorlar mabetlerin revaklarında

“Eski kiliselerin kucaklaşıyor ve siliyorlar camilerin gözyaşlarını

“Ey İsra Gecesi! Ey semalara çıkanların geçidi

“Gözlerimiz her gün sana yolculuk ediyor,

“Ve ben sana dua ediyorum...”

Üye olmak veya üyeliğinizi yükseltmek için

Bu yolculuğa ortak olun

On dört kitap, tefrika usulüyle, yazıldıkça okurlarıyla buluşuyor. Ücretsiz üye olun, yeni yazılar e-postanıza gelsin; ücretli üyelikle tefrikaların tamamına ve basılacak kitaplara ulaşın.

Üyelik