Bu makalede Mantıkunnur çalışmamıza anakaynaklık eden iki eseri tanıyacağız: Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Ta’likât ve Kızıl Îcâz adlı mantık kitaplarını. Bu iki eserin de Arapça olarak yazılmış ve tamamlanmamış olduklarını; her ikisinin de İslam mantık geleneğinin büyük eserlerine şerh olarak yazılmış olduklarını; bu iki eserin bugüne kadar yapılmış çeviri ve izahlarının eserlerin içeriğini anlamak için yeterli olduklarında dahi mantık ilmini öğrenmek için yetersiz olduğunu öğreneceğiz. 
🙋
MAKALEMİZİN KONUSUNA HAZIRLIK SORULARI
1. Bediüzzaman’ın Ta’likât ve Kızıl Îcâz adlı iki mantık eseri olduğunu, Bediüzzaman’ın bu eserlerin Risale-i Nur ile irtibatlanmasını arzu ettiğini biliyor muydunuz?
2. Risale-i Nur’un kurgu ve dilinde mantık ilmi ıstılahının (terminoloji) takip edildiğini fark etmiş miydiniz?

MAKALEDEN HEDEFLENEN KAZANIMLAR 

Bu makaleyi okuduğunuzda Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri için mantık ilminin talebelik yıllarında öğrendiği bir ilim ve ezberlediği birkaç mantık kitabından ibaret olmadığını, kendisinin mantık alanında iki veya üç eserinin olduğunu, bu eserleri anlayarak okumanın Risale-i Nur’u daha iyi anlamaya yardımcı olacağını öğreneceksiniz. Ta’likat ve Kızıl Îcâz’ın şerh olarak yazılmış oldukları Gelenbevî’nin Bürhan’ı ve Ahderî’nin Süllem’i hakkında giriş mahiyetinde bilgi edineceğiniz gibi, Ta’likat ve Kızıl Îcâz’ın bugüne kadar yazılmış şerh, Türkçe tercüme ve izahlarını da tanıma imkanı bulacaksınız. 

Mantıkunnur yolculuğumuzun bu ilk metninde Bediüzzaman’ın mantık eserlerini ve bu eserlere günümüze kadar yazılmış olan şerhleri tanıyacağız. Bediüzzaman’ın Mantıkunnur’u ortaya çıkaran iki büyük eseri vardır: Ta’likât ve Kızıl Îcâz. 

📝
İÇİNDEKİLER
1. Ta'likât 'alâ Burhân'il-Gelenbevî fi'l-Mantık
2. Kızıl Îcâz
3. Kızıl Îcâz İsminin Manası
4. Kızıl Îcâz ve Ta’likât’a Yazılmış Çeviri ve Şerhler

Ta'likât 'alâ Burhân'il-Gelenbevî fi'l-Mantık

Tam adı Ta'likât 'alâ Burhân'il-Gelenbevî fi'l-Mantık olan Ta’likât, son büyük Osmanlı mantıkçısı ve matematik üstadı İsmail Gelenbevî’nin Bürhan-ı Gelenbevî adlı eserine yazılmış ek ve haşiyelerden ibaret. İsmail Gelenbevî’yi ve Bürhan adlı eserini bir sonraki yazımızda daha etraflıca tanıyacağız. Şimdilik bu eserin İslam mantığının son klasiği olarak kabul gördüğünü söylemekle yetinelim. 

Üstad Bediüzzaman kitabına Ta'likât ismini vermiş, ama kitap ta'liklerden oluşmuş bir eser değil. Geleneksel olarak ta'liklerde ana metinden pasajlar aktarılır ve arkasından "müellif-i muhterem burada şunu kastetmiştir" şeklinde açıklamalar yapılırdı. Oysa Bediüzzaman'ın Ta'likât'ı sıklıkla Bürhan'dan kopar. Özellikle de İ’lem! yani Bil! ifadesiyle başlayan bölümlerde müstakil bir kitap halini alır. 

Ta’likât’ın bize ulaşmasının da ilginç bir hikayesi var. Kitabın ilk el yazma hali 1913 yılında Bediüzzaman’ın derslerine katılan talebesi Molla Habib tarafından ders notları olarak kaleme alınmış. Anlaşılan Molla Habib, bu ders notlarını Üstadına sunmuş ve Üstad da üzerinde Rumuzât adını verdiği bazı eklentiler yapmış. Bu ikili haliyle eser Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte Abdülmecid Nursi’nin elinde kalmış. Molla Abdülmecid ancak 1951 yılında düzenleyip ciltlettirdiği bu el yazmasını ağabeyine göndermiş. Bu sebeple Risale-i Nur’da Ta’likât’tan kayıp eser olarak bahsedilir. Hatta hala daha Ta’likât’ın kayıp olduğunu zanneden Nur talebeleri vardır. 

Bunun da sebebi var. Zira eser 1991 yılına kadar hakikaten kayıp olarak kalmış. 1951 yılında kendisine gelen Ta’likât’ı Isparta’da kaldığı evin tavan arasına saklamış Üstad Bediüzzaman ve orada kalmış kitap. Ta 1991 yılında ev tadilattan geçirilene kadar. 

Üstad’ın Kastamonu hayatı döneminde, herhalde Mehmet Feyzi Efendi’nin teşvikiyle Ta’likât’ı arattırdığını biliyoruz. Nitekim doğudaki eski talebelerine bu konuda mektuplar yazmış ve kendilerinde bir nüsha varsa gönderilmesini istemiştir. Sonraları kitap kendisine ulaştığında neden onunla ilgilenmediği ise bizce meçhul... 

Her durumda 1991 yılında bulunan ve Molla Habib'in el yazması olan nüsha 1995 yılında Sözler Yayınevi tarafından tıpkıbasım tekniğiyle basılmış. Daha sonra Abdülkadir Badıllı tarafından tanzim ve tashih edilerek 2008 yılında Envar Neşriyat tarafından yayınlanmıştır. Envar Neşriyat’tan Ta'likat, Rumûzat ve Kızıl Îcaz adıyla Arapça olarak çıkan bu eser takdire şayan bir çalışmanın ürünüdür. 

Aynı yıl Sözler Yayınevi İhsan Kasım Hocaefendi’nin Eski Said’in Arapça eserlerinin derlemesi olarak hazırladığı Saykal’ül-İslam içinde Ta’likât ve Kızıl Îcâz’ı da yayınladı. İhsan Kasım, Badıllı’nın o sırada yayınlanmamış olan kendi el yazması çalışmasını da incelemiş, ayrıca Molla Habib’in el yazması olan asıl nüsha, Diyarbakırlı Zeynülabidin Hocaefendi’nin tebyiz edilmiş olan nüshası ve Said Özdemir’in elinde bulunan 44-59 sayfalar arasını içeren nüshaları kıyaslayarak Saykal’ül-İslam’daki metni ortaya çıkarmıştır. 

Biz Mantıkunnur derlemesinde İhsan Kasım’ın metnini asıl aldık. Ancak diğer baskılara ve el yazmalarına müracaat ederek mananın gerektirdiği bazı değişiklikleri yapmaktan da çekinmedik. 

Ta’likât, İsmail Gelenbevî’nin Bürhan’ının başından başlar ve dördüncü şekil kıyasa kadar gelir. Bunun anlamı Bürhan’ın yüzde seksen oranında okunarak şerhlendirilmiş olmasıdır. 

Kızıl Îcâz

Gelelim Mantıkunnur’un ikinci ana kaynağı olan Kızıl Îcaz’a. 

Öncelikle şunu kaydedelim, kitabın ismindeki ifade i’caz değil, îcâz. İ’caz Arapça aciz bırakmaktan gelen, mücizevîlik manası taşıyan bir kelime. Îcâz ise sözün özlü ve kısa söylenmesi demek. Gerçi iki kavram büsbütün ilişkisiz değil ve her iki kavramı birden Bediüzzaman’ın İşârat’ül-İ’caz fi Mezann’il-Îcâz adlı eserinde görüyoruz. Üstad’ın da ifade ettiği gibi Kur’an’ın i’cazı îcâzındadır. Yani Kur’an, çok az sözle çok büyük manalar işmam ederek, okurunu da muhaliflerini de onu taklit etmekten aciz bırakır. 

Bediüzzaman, Kızıl Îcaz eserinin sonuna koyduğu şu ifadede de iki kavramın irtibatına atıfta bulunur. Arapçasıyla okuyalım: 

فلتشويق الاذهان الى الدقة - اعجزتكم ايها الناظرون بما اوجزت في هذه الرسالة 

Yani: İşte zihinleri dikkate teşvik için, ey nazar edenler, bu risalede îcazlı tarzda, yani özlü ifadelerle yazdıklarımla sizleri bu eser karşısında aciz bıraktım. 

Hakikaten de Kızıl İcaz’ın özlü kısımlarında yer yer kendimizi aciz hissedeceğimizi göreceksiniz. 

Kızıl Îcâz, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Abdurrahman Ahderî’nin Süllemü’l-Mürevnak fî ilmi’l-Mantık, Yani Mantık İlminde Parıldayan Merdiven isimli eserine yazmış olduğu haşiyelerden ibaret bir kitaptır. Ahderî’yi ve eseri olan Süllem’i de bir sonraki metnimizde daha derinlemesine ele alacağımızdan burada kısa kesiyoruz. 

Ahderî’nin Süllem’i yüz kırk dört beyitten oluşmaktadır. Bediüzzaman ancak altmış altıncı beyite kadar haşiye yazabilmiş, gerisini yazmamış, ya da yazamamıştır. Dahası Bediüzzaman’ın izahları bitmiş olan kısmında bile son bölümlere geldiğinde iyiden iyiye kısalaşır. Öyle ki bazı yerlerde Üstad tek kelimelik izahlar vermekle yetinir. Yine de Bediüzzaman’ın Süllem’in tamamını ezberlemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bediüzzaman’ın Süllem’in son bölümünde bulunan bazı beyitleri Kızıl Îcaz’ın ilk bölümlerinde şerhlendirmiş olduğunu da ilerleyen metinlerimizde göreceksiniz. 

Birazcık mantık ilmi okumuşlar, Kızıl Îcaz’ın Ahderî’nin Süllem’iyle irtibatlı olduğunu duyduklarında yanılıp, Kızıl Îcaz’ı da Süllem gibi bir mantığa giriş kitabı zannedebilirler. Gerçekten de Ahderî’nin Süllem’i ilkokul seviyesinde ezberletilen bir mantık eseriydi. Bediüzzaman ise şerhiyle bu kitabı mutavvelât seviyesine, yani tafsilatlı bir yüksek mantık kitabı seviyesine getirmiştir. Dahası Süllem tamamen bir mantık eseri iken, Bediüzzaman’ın yazdığı haşiyelerde kelam, hikmet (İslam felsefesi), nahiv, belagat, bilgi felsefesi ve dil felsefesi alanlarına girdiğini görüyoruz.

Kızıl Îcâz’ın ilk baskısı 1921 tarihinde yapılmıştır. Eserin son dönem Osmanlı medreselerinde mantık müfredatına alındığı yönündeki iddiaları doğrulamak mümkün değil. Bediüzzaman Said Nursi Kastamonu’da yaşadığı yıllarda Kızıl Îcâz’ı yeniden gözden geçirmiş ve Eski Said’in bu eserini ziyadesiyle beğenerek Risale-i Nur talebelerinin alimler kısmının da bu eseri mütalaa etmesini arzuladığını söylemiş. Bu çerçevede Kızıl Îcâz’ın en azından bir kısmının Türkçe’ye çevrilmesi işini Mehmet Feyzi Hazretlerine verdiğini biliyoruz.  Nitekim Hazreti Bediüzzaman Ta’likât ve Kızıl Îcâz aslı eserlerinden Kastamonu Lâhikası'nda şu ifadelerle bahsediyor: “Hem Eski Said’in ilm-i mantık noktasında bir şaheser hükmünde bulunan gayr-i matbu Ta’likât’tan süzülen i’câzlı bir îcâz-ı harikada müdakkik ulemâları hayret ve tahsinle dikkate sevkeden matbu ‘Kızıl Îcâz’ namındaki Risale-i mantıkiye Risale-i Nur’la bağlanmasına ve şakirtlerinin, âlimler kısmının nazarına göstermek lâyık gördüm; fakat çok derindir.” 

Kızıl Îcâz'ın ilk baskısında Ahderî’nin şiiri ve Bediüzzaman Hazretleri'nin bu şiire yazdığı haşiyeden başka bir eklenti bulunmuyordu. Bugün elimizde bulunan Kızıl Îcâz metinlerinin çoğunda Abdülmecid Nursi'nin şerhleri de mevcuttur. Ne yazık ki bu şerh metni uzatmakla kalmaz, bazı durumlarda olduğundan daha anlaşılmaz kılar. Abdülkadir Badıllı’ya bakılırsa, Zübeyr Gündüzalp Ağabey sonradan eklenen bu haşiye ve şerhleri sevmez, Kızıl Îcaz’ın ancak bu kısımlar çıkartılarak neşrinin kabul edilebilir olduğunu söylermiş. Elinizdeki Mantıkunnur metninde sadece Üstad’ın ifadeleri bulunmakla birlikte, çevirilerde Abdülmecid Nursi Merhumun şerhlerinden imkan ölçüsünde istifade etmeye çalışılmıştır. 

Merhum Abdülmecid Nursî’nin Bediüzzaman’a göndermiş olduğu ciltlenmiş el yazmasının başına eklediği şu satırlar hem Ta’likât ve Rumuzât’ın serencamesini anlatması, hem de Nur talebelerinin bu mantık eserine yükledikleri üstün vasıfları resmetmesi açısından manidardır. Bu satırları Necmettin Şahiner’in Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi’yi Anlatıyor adlı eserinin Birinci Cildi, 104-105. Sayfalardan okuyoruz:  

“Ey bu ibretâmiz evraka bakan zat!
“Birinci Harb-i Umumi'den evvel Van vilayetinde Bediüzzaman talebelerine, hususan kardeşi ve Molla Habib'e ders verirken ilm-i mantıka dair telif ettikleri ve henüz ikmâl edemedikleri iki adet eserlerinin müsveddeleridir.
“Zamanın selleri içinde her iki kardeş birbirinden ayrıldılar. Ennihayet Abdülmecid namındaki küçük; Ürgüp Müftüsü olup 1940'ta Ürgüp'e geldi.
“Bu müsveddeleri o zamanın yadigârı olarak muhafaza etmekte idi. Fakat heyhât, sümme heyhât o da gitti, o da gitti, zaman da geçti gitti.
“Acaba bu müsveddeleri açıp okuyacak bir kimse olacak mı ve öyle bir zaman gelecek mi?
“Heyhât! heyhât!
“Tâ be mahşer mihnet-i derd ü gamla gezerim
“Bu bize bir çiledir, ey gül kederle çekerim.”

Kızıl Îcâz İsminin Manası

Gelelim Kızıl Îcâz isminin manasına. 

Arapça bir mantık eserinin isminin bir kısmının, yani Kızıl kısmının Türkçe, bir kısmının, yani Îcâz kısmının Arapça olması ilginçtir. Abdülkadir Badıllı, net bir açıklama getirememekle birlikte kitabın ismindeki "kızıl" ifadesinin o sıralarda Şarkî Anadolu'da pek meşhur olan Ziya Gökalp'in Kızıl Elma adlı eserine nazire yapmakta olduğu ve ırkçılık gibi malayani şeylerle uğraşmaktansa nazar-ı dikkati ilme ve derin, lüzumlu meselelere çekmeye çalışmış olabileceğini söyler. 

Üstad’ın o zamanlarda menfî bir çağrışımı olmayan "kızıl" kelimesini kırmızı rengin Kürtler arasında ziyadesiyle sevilmesinden ve kırmızı ile güzellik arasında tabi bir bağlantı olduğu yönündeki yaygın kanaatten etkilenerek kullanmış olması da muhtemeldir. Nitekim Hazretin kendisinin de kırmızı renk mürekkebi ziyadesiyle sevdiğini biliyoruz. Ahmet Akgündüz, Bediüzzaman’ın kızıllık kelimesinin Arapça karşılığı olan “humret” ifadesini Eski Said eserlerinde kullandığının altını çiziyorsa da bu kullanım daha ziyade “haya ve hamiyetten neş’et eden yüz allığı” anlamındadır. 

Kızıl Îcâz’ın kızılıyla alakalı bana en anlamlı gelen açıklama, ifadenin, Türkçemizde “kızıl kıyamet” ve “kızıl komünist” gibi kullanımlarda yüklendiği “yoğun, koyu, güçlü” anlamıyla kullanılmış olabileceğidir. 

Bu konuya “Allah en doğrusunu bilir” diyerek nokta koyalım ve Kızıl Îcâz’ın şerhlerine ve tercüme girişimlerine bakalım. 

Kızıl Îcâz ve Ta’likât’a Yazılmış Çeviri ve Şerhler

Bugün elimizde Kızıl İcaz için yazılmış altı şerh bulunuyor. Bunlardan ilki Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecid Nursi’nin yazmış olduğu ve 1965 yılında basılmış olan şerhtir. İkincisi Sadrettin Yüksel’in, üçüncüsü Mela Musa Celâlî’nin (Molla Musa Geçit), dördüncüsü Ahmet Akgündüz’ün, beşincisi Niyazi Bekî’nin, altıncısı da Muhammed Doğan’ın şerhleri. Bunlardan Sadrettin Yüksel ve Mela Musa Celâlî’nin eseri 2008 yılında birlikte yayınlanmıştır. Sadrettin Yüksel’in şerhinin aslında teyp kasetleri olarak kaydedilmiş derslerden ibaret olduğunu, bu kasetlerin deşifresini oğlu Müfit Yüksel’in yaptığını ve Mela Musa Celâlî’nin bu deşifrelerden hareketle Sadrettin Yüksel’in şerhini yayınladığını Müfit Yüksel’den dinlemiştim. Müfit Yüksel kendi notlarını düzenleyip Ta'likât 'Ala Haşiyeti Kızıl İcâz Fi 'İlmi'l-Mantık adıyla yayınlayacağını söylemişse de bu eser bir türlü basılamamıştır. Mela Musa bu derlemesinin sonuna el yazması olarak Şeyh Safvetullah’ın Kızıl İcaz şerhini de koymuştur. Arapça olan bu şerhten de bu çalışmamızda yararlandıysak da bu yararlanma kısıtlı kalmıştır. Yine Molla Musa Geçit’in Kızıl İcaz’daki mantık terimlerini izah ettiği bir eseri daha vardır. 

2019 yılında Ahmet Akgündüz Kızıl Îcaz ve Ta‘likat’ı iki cilt halinde çevirmiş ve her iki kitabın çevirilerine de bir hayli izahat eklemiştir. Ahmet Akgündüz’ün 2020 yılında yayınlanan Risale-i Nur Külliyatından Misallerle Mantık, Münazara ve Cedel İlimleri adlı kitabına da Bediüzzaman’ın mantık eserlerini Risale-i Nur ile bağlama ve ilişkilendirme çabası olarak bakılabilir. 

Kızıl Îcâz’ın ideale yakın bir çeviri ve izahını Prof. Dr. Niyazi Beki, Kızıl Îcâz (Türkçe Tercümesi) adıyla 2020 yılında yayınlamıştır. Niyazi Hoca’nın çevirisinin bizce eksik yanı Türkçe ifadelerin Bediüzzaman’ın üslubunu takip etmemesidir. Bu kanaatimizi de Niyazi Hoca’nın bu dile hakimiyetini bildiğimiz için ifade ediyoruz; yoksa çevirinin derin bir emeğin ürünü olduğunda şüphe yoktur. 

Kızıl Îcâz’ın son tercüme ve şerhi Muhammed Doğan tarafından yapılmıştır. İki ciltlik, toplamda 1616 sayfayı bulan bu çalışma Kızıl Îcâz’ı ilmin kendisinden çok kitabı öne çıkaran bir üslupla ele almıştır. 

Talikat’ın metninin Kızıl İcaz’a göre daha sonradan yayınlanmış olması, metnin bazı kısımlarının okunamaması ve tabi içerik itibarıyla da daha ağır bir metin olması sebebiyle, Talikat’ı çevirme gayretleri Kızıl İcaz kadar olsun ilgi görmemiştir. Yine de internette Edip Sözüer Beyefendi’nin yayına hazırladığı ve anlaşılan bir grup çevirmenin tercüme ettiği Ta’lîkât: Bir Mantık Şaheseri (Orijinali ve Türkçe Tam Metin Tercümesi) adlı bir tercümeyi bulabilirsiniz. Edip Bey büyük civanmertlik yaparak bu tercümeyi ücretsiz istifadeye açmıştır. Kanaatimizce pekçok hata barındırsa da bu çeviri bir ilk olması açısından değerli bir gayretin ürünüdür. Kızıl İcaz için olduğu gibi, Ta’likat için de siz mantık aşıklarını, internette bulabileceğiniz bu çeviriyi tetkike davet ediyorum. 

Ta’likat’ın ikinci bir çevirisi Ahmet Akgündüz tarafından yapılmıştır. 

Eğer biz buraya kadar saydığımız çevirilerden memnun olsaydık, bu çalışmayı hiç yapmazdık. Tercüman ve şarihlerinin samimi gayretlerini takdir etmek boynumuzun borcu. Bu çeviri gayretlerinin tamamından yararlandığımız da doğru. Ancak bu çeviri çalışmalarından aldığımız en önemli ders şu oldu: Öncelikle derin bir mantık, felsefe, kelam ve usül bilgisi olmadan girişilen her çeviri gayreti atıl kalıyordu. 

Peki neden bu ilimlerin tamamına hâkim bir heyet Bediüzzaman’ın bu iki eserini Türkçe’ye kazandırmak için bir araya gelip çalışmamıştı? 

Öncelikle şunu kaydedelim: Bu işi yapabilecek seviyede Arapça ve mantık ilmi bilen Nur talebelerinin çoğu böyle bir tercümenin gereksiz olduğu kanaatindedir. Mesela Abdulkadir Badıllı bu eserlerin mantık ilminin terminolojisi ile yüklü ve ağır Arapça eserler olmaları hasebiyle çevirilerinin müşkil ve faidesiz olacağını yazar. Badıllı, gerek Ta’likat’ta, gerekse Kızıl İcaz’da bulunan “mühim ve umuma faideli kısımların” Türkçe’ye kazandırılmasından yanaydı. Nitekim hem Abdülmecid Nursi, hem de Abdulkadir Badıllı her iki eserden bazı bölümleri Türkçe’ye tercüme etmiştir. Abdülmecid Nursi’nin tercüme ettiği bölümler Abdulkadir Badıllı tarafından kendisinin Mesnevi-i Nuriye’ye yapmış olduğu çevirinin sonuna eklenmiştir. 

Bizim bu çalışmamız çeviriden öte bir amaç güdüyor. Bu iki eserin yanısıra Risale-i Nur’un farklı bölümlerinden aldığımız pasajlarla müstakim düşünce rehberi olacak bir eser ortaya koymaya çalışıyoruz. 

Mantıkunnur Projesinde çevrimiçi olarak yayınlanan içeriklerin büyük çoğunluğu nihai kitabın içine giremeyecek. Bu çalışma bir öğrenme çabasıdır ve neticesinin de bir çeviri veya şerh değil, asrımız Müslümanı için bir müstakim düşünce rehberi olması ümidiyle yapılıyor.  

Elbette bizim de eksiklerimiz olacak. Bunlar konusunda da Molla Abdülmecid’in şerh çalışmasının önsözünde dediği gibi deriz: “Bu hata ve galatların ıslahını da istikbalin keskin zihin sahibi gençlerine havale ediyoruz.” 

Bir sonraki makalemizde Bediüzzaman’ın mantık ilmindeki üstatlarını tanımaya ve hangi mantık eserlerini okumuş olabileceğini anlamaya çalışacağız.  

Makalemiz burada bitti… 

BU MAKALEDEN BİZE KALAN EZBERLİKLER

Bu makalede mantık ilmine girmedik. Yine de şu mantık alimlerini ve eserlerinin tam adlarını ezbere bilmemiz gerekiyor: 

  • Abdurrahman Ahderî - Süllemü’l-Mürevnak fî ilmi’l-Mantık
  • İsmail Gelenbevî - Bürhan-ı Gelenbevî
  • Bediüzzaman Said Nursi - Ta'likât 'alâ Burhân'il-Gelenbevî fi'l-Mantık
  • Bediüzzaman Said Nursi – Kızıl Îcâz
💡
BÖLÜM SORULARI
1. Bediüzzaman Ta’likat ve Kızıl Îcâz adlı mantık eserlerini ne zaman yazmıştır?
2. Bediüzzaman’ın mantık eserleri mantık ilminin meselelerini hangi oranda ele alabilmiştir?
3. Ta’likat ve Kızıl Îcâz’ın şerh ettiği iki mantık eseri hangileridir? Bu eserleri kim kaleme almıştır?
4. Ta’likat ve Kızıl Îcâz’a bugüne kadar yazılmış şerh ve tercümeler hangileridir?