Tarih sahnesindeki Müslüman oyuncular nicedir rollerini hakkıyla yerine getiremiyor. Senaryo, vadedildiği üzere, son sahne barış sahnesidir diyor, biz hâlâ kılıç kalkan oynamak istiyoruz.

'Zamanlar üstü' ve 'derûnî bakışlı' uluslararası politika anlayışının temel sacayağı, barışın esas olduğu yönündeki ilahi prensiptir. Böyle olmakla birlikte İslam tarihi bir olağanüstü haller silsilesi tarihi olduğundan, bizim uluslararası ilişkiler hukukumuzun barış dönemine bakan yönü kısır kalmıştır. 

Medeniyetler Çatışması tezine karşı Medeniyetler Diyalogu tezine inananların, fıkıh kitaplarımızın bu boş kalmış sayfalarını doldurma zamanı çoktan gelmiştir. Barışın esas olduğunu hükme bağlayan Kur'an'ın ayetleri arasında barış zamanının esasları da elbette dercedilmiştir. Hudeybiye'den çıkartılacak asıl ders, bozulduğu günle alakalı değil, tesis edildiği ve uygulamada olduğu günlerle alakalıdır. 

Allah'ın bir planı olduğu gerçeği bizi pasifizme itemez. Memer değiliz, ama memuruz. Merci değiliz, ama raciyiz. Teşbihte hata, müşebbehun bih Allah olunca, elbette olur. Hatalı bir teşbihle, senaryosu Allah tarafından yazılmış bir tiyatroyu sahneleyen oyuncularız. İrade edilmiş olan muhakkak olur. Biz rolümüzü adam gibi oynamasak da olur. Ama bizimle olmaz, başkalarıyla olur. Alkışı da başkaları alır. Bizlere ta'n ve itab kalır. 

İslam tarihi bir olağanüstü haller silsilesi tarihi olduğundan, bizim uluslararası ilişkiler hukukumuzun barış dönemine bakan yönü kısır kalmıştır.

Tarih sahnesindeki Müslüman oyuncular nicedir rollerini hakkıyla yerine getiremiyor. Senaryo, vadedildiği üzere, son sahne barış sahnesidir diyor, biz hâlâ kılıç kalkan oynamak istiyoruz. Senaryoda 'İkinci Hudeybiye' başlıklı bir bölüm var. Daha barış tesis edilmez ve gönüller fethedilmezden önce, Hudeybiye bozucular atlıyor sahneye. 'Olmadı!' diyor Büyük Senarist. Tiyatro diliyle 'rehearsel'lar birbirini takip ediyor. Her defasında sahne boşalıyor, yeni oyuncular geliyor. Sahnede kendini senarist zanneden oyuncular başkalarını etkiliyorlar. Birer birer onlar da iniyor sahneden. Saddam iniyor. Bin Ladin iniyor. Kaddafi iniyor. Bush, Şaron, Chirac iniyor… Başkaları kaçtır uyarı alıyorlar. Sahne boşalıyor, sahne doluyor. Müslüman oyuncular rollerini adam gibi yapsalar, herkes İkinci Hudeybiye'nin barış sahnesini oynayacak. Huntington 'Bendeki senaryo farklı!' diye bağırıyor. Körfezin şeyhlerihâlâ Birinci Hudeybiye'nin senaryosunu okuyor. Anlaşmanın bozulma sahnesine takılmış, intihar bombası fetvaları veriyorlar. Oysa o sahnede dahi bu rol Müslümanların değildi. Göremiyorlar bunu.  

Müslümanlar! İsteslemû! Tavır ve davranışlarınızı Müslümanlaştırın! Bugün de fetih zamanıdır. Ama gönüller fethetme zamanı. Son sahne barış sahnesidir. Onu da bozmak isteyenler elbet olacak. Ama o rol başkalarının rolüdür. Ve Büyük Senarist vadediyor. İkinci Hudeybiye sahnesini bozmaya çalışanlar sahneden atılacak. Son sahne barış sahnesidir. Ve irade edilmiş olan muhakkak olur. Biz rolümüzü adam gibi oynamasak da olur. Ama bizimle olmaz, başkalarıyla olur. Alkışı da başkaları alır. Bizlere ta'n ü teşnî kalır. 

💡
Bu yazı 5 Ocak 2004 tarihli Zaman Gazetesi’nde yayınlanmış yazının güncellenmiş halidir.